| dohukradio |  |
|
 | | | Dilinizi Hiç Sevmiyorum | | Okuyucu bildirdi: "George Thomson insanın özünden bahsederken; dilin, kimliğin, aidiyet bilincinin, kültürün, özgürlüğün ve bağımsız düşüncenin, insan olmanın harcı olduğunu dile getirir. Toplumlar ve bireyler asgari ölçülerde bu unsurları bünyelerinde barındırarak, insanlaşma evrimini tamamlarlar. Bir insan tek başına ele alınıp, tanımlanır ise; bir dili konuşan, bir coğrafyaya ve bir halka kendini ait hiseden, bir toplumsal yaşam tarzı olan, özgür düşünebilen ve bunu ifade edebilen, bağımsızlığına tutkun bir varlık akla gelir. Bu unsurların tamamı bireyde mevcut değilse onun insanlaşma evrimini tamamladığını var sayamayız. Çünkü canlı varlık olarak insan toplumsaldır. Bir topluluğun ferdi olan birey, insanlarla ilişki kurar ve bulunduğu toplumun oluşturduğu düzene özgür, bağımsız bir fert olarak tabi olur. Bu toplulukta bireyin tek başına sergileyeceği davranışlar olmakla beraber, topluluğun ortak davranış biçimlerinede uymak zorundadır. İşte bu toplumsal düzende, topluluğun konuştuğu bir dil vardır ve bütün bireyler kendilerini aynı sisteme tabi kılacak bir aidiyet bilinci taşırlar. "
| | Devamı... |
|
| Kardeş kavgasi üzerine | | Okuyucu bildirdi: " Insanoglu yeryüzüne ayak bastigi ilk günden itibaren, dogru ve yanlişi ayirabilecek kapasiteye sahiptir. Iyi ve kötünün bilincindedir. Hic bir zaman „bilmiyordum“ diyemez. Bunu söyleyenler icin tarih boyunca resuller gönderilmiştir, yeryüzünün her parcasina. Ve onlar gittikleri her yerde dogru ve yanliş hakkinda insanlari bilgilendirmiş dogru ve yanlişi netleştirmiş, iyiyi kötüden hic bir muglakliga yer vermeyecek bicimde ayirmişlardir. Ve onlarla birlikte kutsal sayfalar gönderilmiştir, onlarin bildirdiklerini dogrulayan.
Hz. Nuh iyi ve adaletli bir insan oldugu icin, bu karar ona önceden bildirilmiş, ve kendisine bir gemi yapmasi emredilmişti. Rabbimiz Nuh’un halklaşmasini, öncekiler gibi yanliş yapmayan bir halkin meydana gelmesini istiyormuş. Ve bilindigi üzere Nuh kurtarilmiş ve Kürdistan’da insan yaşami onunla yeniden başlamişti. "
| | Devamı... |
|
| İNANCIN GÖLGESİNDE | | Duyguları ve zihni gelişmemiş ilkel insandan, 21. yüzyıl insanına kadar geçen sürede Tanrı’ya inanma-inanmama sorunu insanların zihnini en çok meşgul eden meselelerin başında gelmiştir. Çok zahmetli bir çaba sonucu elde edilen inanç, korunma altına alınıp eğitilmezse sabun köpüğü gibi eriyip yok olur.
Tanrı’ya inanç zihindeki artıkların ve kalpteki kirliliğin defedilmesi sonucu meydana gelip, eylemde bulunma sorumluluğuyla noktalanır. Eylemsiz her inanç, birer inançsızlıktır. Çünkü inanç, inanan varlık ile inanılan varlık arasında bir anlaşmadır. Mutlak irade ile cüz’i irade arasında gerçekleşen bu akitte, güçlü olan varlığın koymuş olduğu kurallara şartsız itaat edilmesi güçsüz olan varlık tarafından onaylanmıştır. Konulmuş olan bu kuralları sorgulamaya kalkmak ve kendi özgürlüğünü kısıtlama anlamında yorumlayıp hayatına uygulamamak, kişiyi inançsızlığın uçurumuna doğru sürükler.
| | Devamı... |
|
| KÜRTLER’İN BİRLİĞİ GAZETESİ(MARİFET ve İTTİHAD-I EKRAD” GAZETESİ) | | Okuyucu bildirdi: " 'Marîzbir asrın,hasta bir unsurun, alîl bir uzvun, reçetesi itiba-î Kûr'an'dır' Bir millet cehaletle hukukunu bilmezse ehl-i hamiyeti (kendisine dost olanları) dahi (kendisine) müstebid (zorba) eder .Birinci Alt Başlık: Bediüzzaman ve Sosyal BağlarBediüzzaman, genel olarak insanlığın ve özellikle de Müslüman milletlerin sosyal hayatta sahip olmaları gereken çeşitli özellikleri şöyle sıralamaktadır ; 1- Akrabalar içinde samimi bir sevgi, 2- Kabile ve milletlerin birbiri ile alakadarane irtibat içinde olmaları, 3- İslamiyet milliyeti ile Müslümanların birbirlerinden yardımlarını
"
| | Devamı... |
|
| İSLAM BÜTÜN MEKÂNLARIN VE ZAMANLARIN DİSİPLİNİZASYONUDUR ! | | Bir hikâye anlatılır. Hikâye şöyle: Yolcunun biri yolda yürürken şöyle bir manzara ile karşılaşır. Bakar ki; dağın dibinde bir toprak faresi habire dağdan toprak koparıyor. Kararlı ve dirençli bir şekilde durup dinlenmek bilmeden… Yolcu merak eder ve sorar: ‘Ey Allah’ın garip yaratığı! Sen bu çabanla habire bu başı göğe varan dağdan ne diye toprak koparıyorsun? Bu küçücük cüssenle neyi halledeceğini düşünüyorsun. Toprak faresi doğrulur, alnındaki teri siler ve yolcuya doğru dik durarak şu cevabı verir: ‘Ben bu dağı aşındırarak, toprağını etrafa yayarak, dere ve çukurlara aktararak bu mekânı tarla yapmak istiyorum. Arazi, bağ, bahçe olsun istiyorum. Yolcu gülerek, ‘Aptal olduğun başına habire toprak yağdırdığından belli. Rüya görüyorsun, hayal peşinde koşuyorsun. Yahu sen kendine acımıyor musun? Bu küçücük çabanla ne halt edeceksin?’ Toprak faresi, kendisinde yer bulmuş sağlam inancından ve kararından kaynaklanan bir eda ile şu cevabı verir: ‘Şimdi bu mekân tarla olsa, bağ-bahçe olsa iyi midir, değil midir?’ Yolcu, iyidir der. Fare, o zaman gerisine aldırmam. Mademki hedefimde iyilik var, hayır ve hasene var.
| | Devamı... |
|
| |
| Toplam izlenim | Şu ana kadar 358535 sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: 01.01.2006 |
|
| Misafir | Şu an sitede, 8 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.
|
|
| Günün haberi | | Bu gün için henüz önemli bir haber yok. |
|
|